Ayşegül Sönmez

 

Pi Artworks'de kendi bedeninden yola çıkarak kurguladığı işlerini sergileyen genç sanatçı Çınar Eslek 'Bedende bilemediğim çok şey olduğunu geçirdiğim ameliyatlar sonucunda daha iyi anladım' diyor

 

Mimar Sinan Üniversitesi Resim Bölümü 1997 mezunu Çınar Eslek, ilk solo sergisiyle Pi Artworks Ortaköy'de... Hasan Bülent Kahraman'ın küratörlüğünü yaptığı Akbank 25. Günümüz Sanatçıları Sergisi'nde Başarı Ödülü alan genç sanatçı, işlerinde kendi bedeninden, ayağıyla ilgili geçirdiği ameliyattan yola çıkıyor. Sanatçı, Farkında Değilim adlı sergisinde bedeninin mekanla olan sorunlu ilişkisine farklı açılar getiriyor. 
Öte yandan bedenin aynı zamanda seyirlik olma özelliğini sorguluyor. Sergide Eslek'in dokuz resmi, iki video ve dört fotoğrafı yer alıyor. Çınar Eslek'in işleri birbirlerini tamamlıyor ve farklı araçlar aracılığıyla farklı algılarla aynı sorunlar üzerine düşünmemizi sağlıyor. Bu anlatı karşısında bedenimizle kurduğumuz ve kuracağımız ilişkiyi kurcalamamız kaçınılmaz. 

Emre Zeytinoğlu'nun sergin için yazdığı metinde sorduğu soruları sana sormak istiyorum: "Bedenimizi nasıl algılıyoruz? Ona bakarak mı, yoksa dokunarak mı? Bedenimizle ne kadar yakınlaşabiliyoruz, yoksa onu unutuyor muyuz?..." 

Bu soruları sormak mümkün ama bana kalırsa bu sorulara mutlak cevaplar vermek mümkün değil. Bunlar değişkenlik arz ediyor benim için. O sorulara aslında net birer cevabım yok çünkü bu soruların her birinin cevabı, kişinin deneyimine, bulunduğu disipline göre, içinde yer aldığı düzleme ve daha bir çok şeye göre değişiyor. Bedenin tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Bu sorulara verilen her cevap, bir format oluşturacaktır. Bedende bilemediğim çok şey olduğunu geçirdiğim ameliyatlar sonucunda daha iyi anladım. Bedene dair okumalar yaptığımda ya da bedenime dair sorular sorulduğunda çocuk gibi şaşkınlaşabiliyorum. Ben hep daha başka sorular sordum. Eksiklik yada eksikliğin doğurduğu boşluğa dair benim sorduğum sorular ya da işlevine dair... Yapabildiklerine dair... 
Zeytinoğlu, 'bedenimizle köşe kapmaca oynarız', da diyor. Sen ne düşünüyorsun? 
Bende böyle bir karşılık yok. Bedene hapsolmakla ilgili metinleri felsefede bulabiliriz. Beden ve ruhu ayıracak bir düzlemim yok... Biri, birini temsil etmiyor. İnsan için bedenden önce ruh gelmiş. Ruhun önemi önemsenmiş. Bu ikilik çok belirleyici olmuş. Oysa benim için önce bedenim geldi. 
Ama kadın olmak bedenle bu tür bir ilişki kurmamızı sağlamıyor mu? Kendi bedenimizin izleyicisi konumuna sürüklüyor bizi... Sürekli hem bedenimizin sahibi hem de bedenimizin gözetleyeni, izleyicisi olmak zorunluluğu doğurmuyor mu? 
Kendime bakarak, kendime bakma durumunda oldum. Erkeğe ya da kadına değil, kendime baktım. Erkek ve kadın diye keskin ayrımlar yaparak bir şeyi ele almadım. Erkek ve kadın durumu da ortadan kalkmıştır benim için bu yüzden... Aksaman, aksadığın için kendine sorular sorman bu durumu ortadan kaldırmıştır. Bence kadınlık ve erkeklik durumunu, başka bir şekilde tartışmak gerekiyor. Sonuçta kadınsın ama bu senin için bir temel olamaz. Benim için hiç olmadı. Bedenimin sahibi oldum mu? Bedenimin gözetleyeni ben miydim? Bilemiyorum. İzleniyor olduğumu da hesaba katmadım açıkcası... Ama şunları biliyorum. Evet, insan bedeni, toplumun bir imgesi olarak ele alınır. Bedenin hangi yönünü ele alsanız mutlaka toplumsal bir boyuta rastlarsınız. Beden üzerindeki kontroller, toplumsal kontrollerdir. Ama ben, bedenimle yaşadığım deneyimin, benim üzerimdeki durumuyla ilgileniyorum. Yaşamsal bir şey. 
Ameliyat olduğun hastane odası, o yatak... Sergideki işlerin gerçek mekanlardan ve nesnelerden yola çıkıyor... Belleğin kendi yaşadığı acıya bakışını merak ediyorum... Kendi acına bu resimler üzerinden nasıl baktığını düşünüyorsun? 
Bu resimler üzerinden kendi acıma bakmıyorum. Acı belleğimde mutlak bir şekilde de durmuyor. Kendi acım üzerine de konuşmayı pek sevmiyorum ama bunu söyleyebilirim: Acıyı ne ayırıp yüceltiyorum ne de korkunçlaştırıyorum. Yaşadığım bir şey. Hala devam eden geçişli bir süreç benim için... Tuhaf... 
Sergide aynı zamanda ameliyatın için çekilen röntgen fotoğraflarından da yararlanıyorsun. Bu tıbbi; bilimsel, öte yandan şimdi ve burada bir bakış. Aslında bilinmeyeni değil, o anda görünür olmayanı gösteriyor. Senin öznelliğinle birlikte bu bakışı bir arada kullanma kararını nasıl verdin? 
Bacağıma takılan ilizorof başka bir mekan daha oluşturmuştu. Mekanik kurgusal bir mekandı bu... Soğuk metal mesela... Organik bir yapıyla, soğuk bir nesnenin bir araya gelerek oluşturduğu şey, evet bilimsel ama deneyimi hiç bilimsel değil. Bacağıma takılan ilizorofun vidalarıyla her gün oynamak zorunda oluşum, bacağımı mekanik bir nesneye dönüştürüyordu. Elbette bir sürü göndermeleri var. Ama bu göndermeleri yapsın diye bu işleri kurgulamadım. Bacağımın yarattığı mekan, galerinin yarattığı mekanla iç içe olsun istedim elbette. Galerinin o mekanla kuracağı ilişkiye göre sergiyi düzenledim. 

 

Orijinal paylaşım: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=250713