Tevfik Çağrıl DURAL, Şener SOSYAL

 

Çınar Eslek ile çalışmaları ve üretim pratiğiyle alakalı mecra seçim tercihi ilişkisine dair bir söyleşi.

 

Genellikle fotoğraf temelli işler üreten sanatçılarla çalışmaları ve bağlamları üzerine konuşmak her zaman daha kolay oluyor. İster çıkış noktası kendisi, isterse sosyolojik bir neden olsun; bir şekilde somut ya da anlatılabilir durumlar devreye giriyor. Böylece yaptığımız konuşmayı metin haline getirince de anlaşılır kalabilmek mümkün oluyor.

 

Çınar Eslek’e “İşlerinizi bize anlatır mısınız?” sorusunu yöneltmek pek doğru olmaz. Net bir biçimde kelimelere dökülemeyeceği konusunda hem fikiriz. Birine anlatmak gerekse “Görmen lazım!” demek en doğru yönlendiren cümle olabilir. Eslek de bu yüzden söyleşi boyunca ve hatta son cümlesinde, “Anlatabildim mi?” diye soruyor. “Bu söyleşi de soyut kaldı.” diyor. Bu nedenle diyaloglarımızı toparlamak, anlaşılır bir hale getirmek ancak söyleşinin bir kısmını yorumlayıp bir kısmını da alıntılayarak olabildi. Çünkü orada olup “dinlemeniz lazımdı!”

 

Aslında bu aralar anlatım aracı olarak fotoğrafın tercih edilme sebepleri ilgimizi çeken ve üzerine düşündüren bir durumdu. Eslek, bu konuyla ilgili olarak farklı mecralarla ve fotoğrafla da aktarım gerçekleştiren bir sanatçı olması nedeniyle önemli bir örnek. Anlatmak istediği konunun kavram ve mecra tercihi ile ilişkisi üzerine özellikle düşünen sanatçı, anlatımı için doğru olan aracı kullanıyor ve bunu uygun şekilde sergiliyor.

 

Burada da fotoğraf ile ürettiği çalışmalarını görebilecek, onun malzeme ve kavram ilişkisini okuyabileceksiniz.

 

 

 

“Dolayısıyla”ya dair…

 

“Dolayısıyla”, Çınar Eslek’in Paris’te üç aylık bir residency programında ürettiği çalışması. Sanatçının burada fotoğrafı kullanmasının pek çok farklı sebebi var. Fotoğrafın resim, heykel, enstelasyon gibi farklı disiplinlere göre daha kolay üretilebilir olması, üç aylık süreç nedeniyle seçimindeki etkenlerden biri. Tabii bu kolaylık, üzerine çok fazla düşünmeyi de zorunlu kılıyor.

 

Çınar: Üretirken süreç içerisinde kafamda birşeyler oluşuyor kavram olarak. Sonra da olgunlaşarak oluşturduğum kavrama hangi malzeme ile ifade ederim diye düşünüyorum. Orada kavrama uygun olacak şey fotoğrafın kendisiydi. Fotoğrafın sadece ‘temsili’ olarak ele alınması büyük bir problem, sanki sadece gösterge olarak alıyorsun fotoğrafı. Sadece gösterge olarak aldığın zaman da üretimin bir yerinde bir tıkanıklık oluyor ve  içinden çıkamıyacak bir hale dönüşmeye başlıyor. Çünkü senin göstergelerin var ama onları nasıl dönüştürüceksin? O dönüştürme kısmı pek düşünülmüyor. İşte o noktada ben örtü kumaşlarını çekmiştim. Ben orada olayı ne kadar temsilden uzak bir noktaya getirebilirim diye düşündüm.  Şimdiye kadar ya da bir döneme kadar algılanan, sadece temsili olan üzerinden ele alınan mantığı ters düz etmek istedim daha doğrusu. Çünkü orada tamamen fotoğrafın da doğasını eleştirmiş oluyorsun.

 

Fotoğrafa baktığımızda çizgisel bir zamanı vardır. Seri yaparak bir hikaye oluşturabilirsin ve çok da müsaittir buna. Ama orada o kumaşların zamanı da çizgisel bir şey değil de, daha çok döngüsel bir şey. Zamanı daha da zorlayıp… Fotoğraf ne kadar soyut olursa, fotoğrafın malzeme olarak o göstergeden ne kadar uzaklaşabilir diye sınırlarını zorlama üzerinden ele aldığım bir seriydi.

 

O kumaşlar oradan çıktı aslında, fotoğrafları yattığım yatakta çektim. O izi algılayamıyorsun, o izi göremiyorsun ama fotoğraf aynı zamanda izle de ilgili bir şey sonuçta. O zaman bu noktada netliği nerede koyabilirsin. Bu noktada tekrar kavram ortaya çıkıyor işte. Malzemeyi eleştirerek malzemeden uzaklaşmış oluyorsun.

 

“Keskinlikten Uzak”a dair…

 

Eslek, “Keskinlikten Uzak”ta anlatımını insan bedeni, süt ve fotoğraf üzerinden kuruyor. Fotoğraf da burada süt ya da beden gibi bir materyal. Çünkü fotoğraf, zamansallığı için seçilmiş bir aktarım aracı. Kağıt gibi, boya gibi ya da süt gibi bir materyal.

 

Eslek’in serisinde cinsiyetsizleşen bedenlerin olduğu fotoğraflar bir karenin ayrı ayrı onlarca katman haline getirilmesi, çoğaltılması ile oluşturulmuş. Bilgisayar ortamında fotoğrafın sınırlarını zorlayarak bir sonsuzluğa ulaşma çabası. Ve bu durum onu tek ve biricik olmaya götürüyor. Böylece fotoğrafın bize gösterebildiği mekan ve zaman kavramları yok oluyor. Böylece seri herkesçe yorumlanabilir, neredeyse sanatçısıyla bile bağını koparmış, kendi zaman ve mekanlarını yaratıyorlar.

 

Çınar: Eğer sanat yapma kaygısı varsa, malzemeyi çok iyi tanımak ve nerede kullanacağını iyi bilmek gerektiğini düşünüyorum. Bunu ne kadar yapabiliyorum bilmiyorum, ama en azından böyle bir derdim var. Çünkü malzeme anlatımın için bir araç. Bu masayı yaparken fotoğrafı kullanamazsın. Bunu kavram olarak çok iyi bilmelisin ki malzemeyi de öyle kullanabilesin.

 

Burada kuram tabi ki çok önemli ama bir kısmı sadece. Bir şeyin gerçekliği… Çünkü her zaman bu işlerde de o var, anlam olarak da öyle. Neden süt, neden bedenler daha cinsiyetsiz? Sonuçta toplumsal sistemleriz ve sistemlere yüklenen bir sürü anlamlar var. Bütün bu anlamları biz attığımızda geriye kalan ne ve biz ne yapabiliriz?

 

 

Bu anlamlar bize öğretilen, bir şekilde dayatılan ve içselleştirdiğimiz şeyler… Hiç birimiz bunu düşünmeden edemiyoruz ister istemez. Ne kadar yalınlaşırsa anlamın kendisine yada sorunlaştırdığın şeyin kendisine daha çok  yakınlaşabilir sorularını da o doğrultuda oluşturabilir sorusu ilk hareket noktalarımdan biriydi. Çıplak olduğunda kalınan şey nedir, orada biz ne yapabiliriz? Bütün bu anlamlar, kavramlar olmadığı zaman… ya da her neyse, dijital malzeme, şudur budur… Bu da yüklenen temsille ilişkili aslında. Tabi temsili sorgularken de yine temsili bir bir şey yapmış oluyorsunuz, ondan kaçamıyorsunuz. Ne kadar eleştirsen de, bunu ortaya çıkartıyorsan ve bu bir malzemeyse sonuçta bir şeyi temsil ediyor. Bu da kaçınılmaz bir şey.

 

Eslek’in malzemeyi ve kullanım pratiklerinin bir çoğunu kullanıyor olması, kuramı oluşturmasını olumluyor. Çünkü zamandan bahsetmesi gerektiğinde fotoğrafı kullanabiliyor. Ayrıca resmi, fotoğrafı ya da herhangi bir aracı yüceltmemesinin, onları malzeme olarak görebilmesinin de nedeni… 

Çağrı: Aslında kavramı ön plana çıkarıyor olmanızın resim temelli olduğunuzdan kaynaklı olduğunu düşünüyorum.

Çınar: Resim temellilerin de böyle bir kaygısı yok zaten. Onlar da resmi yüceltiyor.Aslında malzemeyi yücelltiyor ki bu da zanatçı olamasından öteye gitmiyor.Resim temelli yada fotoğraf yada başka temelli olmanın otesinde sanatçı olarak  ‘’sanat yapma’’ dili sorular sorarak başlıyor. Duchamp buna en iyi örnektir.Sadece resim yapanlar geliyor, bakıyor “Çok resim gibi” diyor. Bazıları da “Keşke resim gibi boyasaydın.” diyor. Ama resmini yapamazsın. Malzeme olarak resmin kendisi buna elvermiyor. En başta zaman sorunu var, resimde zaman diye bir şey yok. Sürekli bir zaman vardır ve zaman dondurulmuştur. Oysa fotoğrafta çatır çatır zamanın kendisi var! Bunu çok iyi kavramak lazım.

Şener: Burada fotoğraf da sadece yeterli olmuyor. Dijital imajlama dahil oluyor. Yeni katmanları bilgisayarda oluşturarak görseli tamamlamış oluşturuyorsunuz. O yüzden bu resme yakın mıydı, fotoğrafa yakın mıydı, neye yakındı demek abes olmaya başlıyor. İlk dediğiniz yere geliyor. 

Çınar: Dijital ortam diyoruz mesela, böyle bir gerçeklik var. Zaten reddedmiyoruz da, orada da o malzeme çok ön plana gelince…Barthes’in bahsettiği işin atmosfer ve etkileyiciliği… Üretilen şeyin bir mekanı, atmosferi ya da mekansızlığı olması ve bir niteliği…

 

Çalışmaları Arasındaki Bağa Dair…

 

Çağrı: Daha önceki röportajlarınızda da serilerinizin birbiriyle olan bağlantısından bahsediliyor. Ama sergilerinizin başlıkları ve fotoğraflarla olan bağlantsından bahsedilmiyor hiç.

 

Çınar: Bahsedilemez, niye bahsedilsin ki. Başlıklara gelene kadar bir sürü sorun var çünkü. Başlığa bir türlü gelinemiyor. Neden ‘Keskinlikten Uzak’? Özellikle seçtim o ismi. Keskinlik kavramı, töz kavramı, öz kavramı… Bir şekilde bu sistemi sorgulayarak da yaptığım bir şey. ‘Keskinlikten Uzak’ derken de bir keskinlik ortaya koyuyorum. Zaten malzeme de keskin bir şey.

 

Bağlaçlar çok önemlidir, bağlaçtan sonra hep devamı gelir. Hep bir sözün daha vardır. Bağlaçların en güzeli tek başlarına sadece bağlaçlardır ve hiç bir şey ifade etmezler.Anlamları ilişkili oldukları şey içerisnde olmasıdır.  “Dolayısıyla”da hala söyleyecek sözüm var. Bu toplumun dışında olan ve net söyleyemeyeceğim bir söz.

 

‘Bir de’ de çok tek ve öz bir şey. Resim fotoğraf ve video vardı. Bir dönem çürüttüğüm patatesleri çekmiştim. Patatesler belli bir süresi olan, çok yaşamsal şeyler. Fotoğrafı tercih ettim, çünkü  organiklikten uzak. O mekanik yapıyı, yaşamsal olan bir şeyi dondururken kullanyorsun ve tam tezatlık yaratıyorsun. Malzemeyle içeriğin birbiriyle çatışma durumu var. Resimler, tamamiyle daha donuk, daha hareket etmeyen bir nitelikteydi. Çünkü resmin zamanı zaten öyle bir şey. Videoda ise sadece bütün bunları yapan döngüsel parçacıklar vardı, evren gbi. Sonra bütün halini alıyor ve dağılıyordu. Bütün bu ayrılan şeyleri bütünleyen bir nitelikteydi. Yani orada malzemeyle içeriği kaynaştırdım ya da birbiriyle çatıştırdım.

 

 

Çağrı:  Bütün işlerinizde görsel estetik olarak bir bağ görüyoruz. Aktarımın malzeme üzerinden kullanılması, aktarımla malzemenin ve malzemenin kuramla birleşiminin birbirlerine tezatlık oluşturması ya da birlikte yürümesi durumu. Bunların dışında hepsini toptan anlatım olarak kurguladığınız bir durum var mı? Yoksa hepsini kendi içinde algılamaların anlatımı olarak mı okumalı?

 

Çınar: Aslında toptan. Çünkü hiç bir sergi birbirinden bağımsız değil benim için. Hepsi birbirinin devamı. Zaten hep seri yapıyorum. Seri bence çok önemli. Genel bakıştan çok daha dibe bakmayı tercih ediyorum. Çünkü oradaki çizgisel olan şeyi de tersyüz etmek istiyorum. O yüzden ne kadar seri üretilirse o kadar çok parçacık elde ediyormuşum gibi geliyor. Ve oradan bir genel oluşturma çabası… Kuram ortaya koyarken de öyle. Küçük bir şeyden önerme oluşturma ya da geneli anlatma. Tercih meselesi, şu an öyle gidiyorum ama ileride ne olur bilmiyorum. Belki de çok temsili bir şey yapacağım.

 

Çağrı: Bütün işlerinizi düşündüğümüzde bir noktası olan bitmiş veya eksik bir cümle gibi bakmaktansa bir eksik olmayan ancak artrırılabilir küme gibi bakmak gerekiyor galiba.

 

Çınar: Yoğunluk gibi bakmak lazım.

 

Şener: O yüzden bağlaçlarınız da bunu sağlamış oluyor. ‘Dolayısıyla’ deyip bir şey eklediğinizde bozulmuyor hiç bir şey, daha da zenginleşmiş oluyor.

 

 

Çınar: Öyle bir yoğunluk alanı oluşturmak ve oradan da bir netlik oluşturmak. Neyse o da tartışılan bir şey. Bir söz söylemek… Sanatçı gökyüzünden bir şey alır ve koyar evrene. O şey artık evrenin bir parçası olduktan sonra bir tane daha alır ve koyar. Sonuçta koyduğu noktada o sisteme dahil olduğu için hala o sözün devam etmesi durumu var. O sorunsallık hiçbir zaman bitmez. Dert ettiği şey neyse onu ortaya koyuyor ve hiç bitmiyor. Bitmiş olsa zaten böyle bir işle uğraşamaz herhalde.