Birde

Fotoğraf,Resim, Video

 BİRDE

2008 yılındaki “Farkında Değilim”, 2009 yılındaki “Paralel Diyar” ve 2010 yılındaki “Dolayısıyla” adlı kişisel sergileri sonrasında 2011 yılında “Bir De“ sergisini açan Çınar Eslek, bu sergisinde üreme ve çürüme gibi iki karşıt durumu ele alıyor. 

   Çınar Eslek, “Farkında Değilim” sergisinde yer alan resimlerinde ve fotoğraflarında kendi bedeninden yola çıkmış; “Paralel Diyar” adlı sergisinde de beden-mekân kavramlarını ele almıştı. “Dolayısıyla” sergisinde mekâna dayalı sanat üretimiyle, izleyiciyi “yok-yer”ler üzerine düşünmeye davet eden Eslek’in “Bir De” sergisi, aslında “Dolayısıyla” sergisinin bir devamı niteliğinde; başka bir deyişle Çınar Eslek, “Dolayısıyla”daki niyetini burada bir adım daha ileri götürmüş durumda. Bunu anlayabilmek için “Dolayısıyla” sergisinin broşürünü anımsamamız gerekir. Marc Augé, “Eğer bir yer tarihselliği ve kimlikle ilişkisi üzerinden tanımlanıyorsa, tarihsel, ilişkisel veya kimlikle ilişkili olarak tanımlanamayan mekân da “yok-yer” olacaktır”

diye yazmakta ve yok-yerlere örnek olarak, yolcuların kimliklerinin hayatlarını çok da ele vermediği, anlık karşılaşmaların, geçiciliğin mekânları olan havaalanlarını vermekteydi. Çınar Eslek’in “Dolayısıyla” sergisinde gördüğümüz fotoğrafları da, Augé’nin yok-yerlerini anımsatmaktaydı. Üzerinden henüz kalkılmış bir yatağın görüldüğü fotoğraflarıyla Eslek, tıpkı Augé’nin havaalanı benzetmesinde olduğu gibi, kimliklerin, hayatların kendini çok ele vermediği, geçiciliğin mekânları olarak karşımıza çıkmaktaydı. Eslek’in fotoğraflarında geri planda kalan insanı -belki kadını- hissetmek mümkün olup fotoğraflar mahrem olanı, bedenin izlerini hissettiriyorsa da, bunun “kim”liğine dair herhangi bir ipucu vermekten kaçınmaktaydı.



   Eslek’in bu sergisinde yer alan çalışmaları da, mekâna ve nesnenin “kim”liğine dair herhangi bir ipucu vermeyen, bir önceki sergide olduğu gibi, bize yine Michel Foucault’nun zaman ve mekân üzerine düşüncelerini hatırlatan çalışmalar. Michel Foucault, zamanın zenginlik, verimlilik, yaşam ve diyalektik olarak kavrandığını fakat mekânın ölü, sabit ve diyalektik olmayan olarak kavrandığını öne sürer ve bu görüş, Çınar Eslek’in son sergisinin bütününde, gerek resimlerinde gerek videosunda ve gerekse fotoğraflarında kendini gösterir. Bu anlamda Eslek’in sergide yer alan resimleri zamanın; fotoğrafları mekânın; “Ne Gibi” adlı videosu ise zaman-mekânın temsili olarak görülebilir. 

   Eslek, sergide yer alan resimlerinde üreme kavramını ele almakta. Üreme, Eslek’in resimlerinde yumurtalar ve bebek figürleriyle dile gelir. Yumurtanın alt kısmından geçen kırmızı şerit, belki kordon, resme zaman mefhumunu verir. Bir başka örnekte birbirine yapışmış ve çatlamak üzere olan iki yumurta görülür. Burada, çatlamanın kendisi “yaşam”a, yani zamana atıftır. Eslek’in resimlerinin diğer bölümünü oluşturan bebek figürleri de, aynı şekilde zamana atıfta bulunur ve bir anlamda yumurtaların çatlamış halleridir. Eslek’in bebek figürleri, “tekinsiz” (unheimlich, uncanny) halleriyle dikkat çeker. Bunlar ilk bakışta sıradan birer bebek portresi gibi görünseler de, tedirgin edici bir halleri de bulunur. Freud’un bir kavramı olan “tekinsiz”lik, bilindiği gibi, bir şeyin hem çok tanıdık, bildik hem de son derece yabancı olması halini ifade eder. Eslek’in bebek figürleri de, yarı büyümüş halleriyle hem çok aşina olduğumuz hem de son derece tedirgin edici figürler olarak karşımıza çıkar. Kimi zaman tek kimi zaman da çifte figürler halinde gördüğümüz bu bebek figürleri, yüzlerindeki sarkastik ifadeyle, kimi zaman da ifadesizlikle dikkat çeker. Kompozisyonlarda kimi zaman bebeğin dudaklarında, kimi zaman elinde, kimi zaman da bebeğin giysisinin bir kısmında gördüğümüz kırmızı renk, tıpkı yumurtalarda olduğu gibi, resme zaman mefhumunu katar. Foucault’nun deyişiyle, yaşam ve diyalektik olarak kavranan zaman mefhumunu…

  Eslek’in yumurta ve bebek figürleri nasıl ki yaşam ve diyalektik olarak kavranan zaman mefhumunu akla getiriyorlarsa, fotoğrafları da ölü, sabit ve diyalektik olmayan mekânların dışavurumudur. Çürümenin görselleştirildiği fotoğraflarında Eslek, yine ipuçlarından kaçınır; ne mekânın kendisine dair bir ipucu verir ne de o mekânı oluşturan nesnenin kimliğine dair. Eslek, aslında bir patatesin değişim sürecini yansıttığı bu fotoğraflarında- ki fotoğraflar asla kendini ele vermez- “çürüme” kavramının ta kendisini ele alır. Eslek’in fotoğraflarıyla kaydettiği bir “oluş”tur. Resimlerinde yumurta halinden yaşam haline geçişi temsil eden Eslek, fotoğraflarında yaşam halinden ölüme geçişi temsil eder. Bir anlamda bir diyalektiktir Eslek’in burada bize gösterdiği. 

  Eslek, “değişim”i, “oluş”u biçime yansıtmak için resimlerinde yumurta ve bebeği; fotoğraflarında ise çürümekte olan patatesleri kullanmıştır (Yumurta ve patatesin form açısından nispeten birbirine yakınlığı da Eslek’in bu sergideki diyalektik bakışını doğrular niteliktedir). Bu “değişim” ve “oluş”, zaman problemini ortaya çıkarmıştır. Zaman, aynı zamanda simgelerle yüklü bir kavramdır ve Çınar Eslek’in bu sergisi, bir önceki sergisi olan “Dolayısıyla” sergisine bağlanarak “kadın oluş” simgesine de bağlanır. Zira zaman, bir yandan yeni başlangıçların hareket noktasıdır; öte yandan da olayların sonuçlandığı yer olma özelliğiyle adeta mekânla kaynaşır, mekânın içine akan bir anlatılar silsilesini ortaya koyar. İlk sergisinden bu yana beden, cinsiyet, kimlik kavramlarını kullanan Çınar Eslek, bu sergisinde de bu kavramlara zaman-mekân sorunsalı üzerinden yaklaşıyor.

 


Burcu PELVANOĞLU